Seversen insanı candan sevecen, sevmesende sakın hissettirmeyecen, geçmişe bir bakarsan neler görürsün neler, bu insanlığın fıkratında vardır. İnsan oğlunun içinde varsa haset etmek, ne etsen ne eylesende vazifesidir. Onun içinden geliyor gayet görmemek, sende diyeceksin gözü görmüyorsa kulaklarıdamı duymuyor, kulakları duymuyorsa vicdanın seside mi olmuyor? Gülücükler saçmıyorsa ama maalesef onun taaaaa içinden geliyor haset etmek. komşunun malının birini istememekle, kendisinin iki oluşunuda istememek, komşunun eşşeği olmasında, razıyım ben sırtımda odun çekmeye. çünkü onun içinden geliyor haset etmek, atalar ne güzel demişler."sev seni seveni yerde isyan ise, sevme seni sevmeyeni mısıra sultan ise" misali bizler yürüyelim elele verelim. iri olalım diri olalım, geleceğe güven verelim, görevimizi yapmış olalım, hayra kalalım.
Eskiden varmıydı bugünkü rahatlık, lüks. daha eskiden çakmak gav zamanı, adam sigara içermiş çakıyı çakmağa vurmuş eşek üzerinde amacı sigara yakmak, çak babam çak babam yanmaz çakmak, dövüle dövüle kızmış çakmak amacı yaa sigara yakmak, yanınca çakmağa demişki ‘’gav mı oldun? Yaa çakmak’’ mırıldanırken unutmus o zaman sigarayı yakmayı, çünkü o gevezeliği ederken sönmüş ve soğumuş çakmak, demişler ya büyükler ‘’demir tavında dövülür’’ demişler ya büyük babalar ‘’gün ola harman ola’’ demişler ya ‘’sap döner keser döner’’ ‘’tilki ile aslan misali’’. demişler. ‘’beni öldürmez bu gam bu keder, bu tosbağanın ettiği her şeyden beter’’. yine ata sözüdür ‘’Müslüman bari olsa, dinime küfreden’’. işte eskiden şerbet şıra her evde olmazdı. armut ezmesi, ekşi erik bestili, bulursan bıdıla ile erik hoşafını ne hoş olur içmesini bilene. severek yapılan her işin tadı ola, sevmezsen o işi sakın yapma çünkü zarar ola. her şeyde emek varsa zevk ola, yaptığın, tuttuğun, koştuğun, yediğin, verdiğin, hayr ola. geçme namert köprüsünden varmıdır? benim kadar döverini seven. eskiden şimdiki gibi değil mesaj, müsaj, telefon mektupla tebrikler olurdu. gönül almalar, samimiyetini belirtmeler, dilinemi? Yapışırdı selam vermen. işte bayram tebriği gönderen arkadaşımın bana ‘’döğerli kardeşim’’ diye hitap edip arkadaşımın döğerli dediği zaman, çünkü çoktu akrabam duygularıma mesaj olurdu her zaman. çünkü öğülende benim köyüm, öğülecek de benim köyümdü. işte seversen severler seni, sevmezsen niye sevsinler seni, görmezsen ENSENİ. insan oğlu hiç düşünür mü?
Pazarcının önünde var kalabalık sanki sattığında vardı farklılık. aynı halde, aynı kişiden almıştık. işte vardır onda emek güven vermek. yaptıgı işten zevk almak, müşteriyi memnun etmek, yaradanı sevmek dost, olup güven vermek. bunu yapmayanlarda ZEBİL olmak biri satar beşe, biri satar altıya, biri satar iki kasa, biri satar bir kasa, ikisininde karı aynıdır. baksana altıya satan artmış bir kasa, ne etsede bu yükten kurtulsa. yine atalarımız demişler ‘’her akıl bir olsa bileciğe Pazar durmasa, Pazar dursada yokuş olmasa, dolu gider yokuşa, boş gider akışa,’’ yine Pazar deyince aklıma geldi eskiden kömür yapılıp şehirde satılırmış, onu yapıp satanlarda kazanırmış, hiç bu işi yapmıyor kişi. oduna gitmiş kesmiş iri iri. bilene sorsa bari, el iki günde yapar böyle yükü, bu kişi üç günde yapmış bu işi. önünde olsa örnek bir kişi bu kadar zor olmayacaktı bu kişinin işi.
Neyse şehre inmiş, zor zahmet yükü satmış çünkü aslı meşe odunu ya. birde kalınsa eğilir mi? meşe odunu, söner mi? bunun kömürü. satmış kömürü akıl almış, sipariş almış, örnek almış, ince olacakmış. manavın önünden geçerken demiş şu elin aldıgından iki okka ver demiş. manav aç mendili demiş iki okka incir vermiş. eşşegin üzerinde giderken, canı çekmiş bir incir yemiş, tatlı gelmiş bir incir, iki incir derken inciri bitirmiş. adamın içinde uhte kalmış. işide öğrenmiş, odunun tazesini kesmiş iki günde kömür etmiş hemen şehre inmiş. Satmış hemen parasını almış. manava varmış bu seder yine geçenki aldıgımdan beş okka ver demiş. ne bilsin manav geçenki aldıgını tarif et bakalım demiş. ‘’dışı deri gibiydi içide darı gibiydi’’ demiş,manav ‘’tamam anladım’’ demiş, 5 okka patlıcanı vermiş, yine bizim kömürcü merkebin üzerinde yine canı çekmiş, çıkarmış patlıcanı maksadı bir tane yemekmiş. ısırmış patlıcanın bir yerinden. bakmış hiç eski tadında değil. öbür kıyısını, öbür ucunu, ısırmış hiç eski tadında değil, dönmüş patlıcana ‘’ya akılsız meret, ne çabuk büyüdün hem boyun uzamış hem tadın gıdalmış’’ demiş. uhdesinde olan bir dahaki sefere kalmıştır. işi öğrenmiş niyeti bu sefer manava eliyle gösterecekmiş, işte el emek kendi kendine güvenmek işte ömür böyle geçecek. Diyen çıkacak. keser dönecek sap dönecek.
Bilenler iyi bilir, sorarsan doğruyuda söyleyiverir. Tam 13 senedir. gidip geldiğim tozda, çamurda onun içindir. köyümü sevdiğim. çok olmuştur yolda çamurda kaldığım gazeteciyide çağırıp çamurda kalan arabamı, kurtarırken gazeteye haber yaptığım talihsiz üvey ana husumetine uğrayan döğer yolum, yolunu, suyunu, okulunu, yakınını, yabancısını aklımdan hiç çıkmıyan döğerli oluşumu, belki bu günkü sağlığımı da ona borçlu olduğumu, işte o zaman emekle pişirilen yemek bila mecbur lezzetide beğenilecek. yapılan emek ve yemektir. Gez dünyayı gör konyayı. gel gel diyen hz. mevlanayı.
Benden bu kadar benim okuduğun okul bu kadar öğretti. daha fazla yazanlara köyünü milletini eşini dostunu herkesi sevenlere selam olsun saygılarımla.
Bekteş TAYLAN