Bu sayfayı hazırlamadan önce Döğer'in Tarihini nasıl öğrenebilirim diye kendi kendime sordum ve araştırmacı yazar Mehmet Saffet DEVRİM' den yararlanmaya karar verdim.O' da bana yeni hazırladığı kitabının daktilo yazımını yani orjinalini verdi, bende bu bilgileri size aktarmaktan gurur duyuyorum.
Bizim yani Döğer' lilerin künyesine(tabloyu görebilirsiniz) bakıldığında Türklüğün menşeinde Oğuzlar'ın köyünden süregelmiş Bozoklar'ın böğründen türeyen Ayhan'ın çocuklarından gelmişiz.
Döğer'in ilk insanları:
Emre Sultan Köyü'nün Yakılması:
Gelin Yudan Vak'ası:
Gelin Ümmü Türküsü:
Döğer'de Misafir Odaları, Fırın ve Çeşmeleri:
Turizm Yönüyle Döğer ve Çevresi:
Döğer Kervansarayı(Osmanlı Eseri):
Aslankaya:
Kapıkaya :
Döğer'de Doğal Ve Kültürel Varlıklar:
Asar Kayalığı ve İnleri:
Eski Döğer Kayalıkları:
Memeç Kayalığı İnleri:
Kırk Merdiven Kayalığı:
Urunkuş Kayalığı ve İnleri:
Döğer'in ilk insanları:
Döğer'e ilk gelen insanların HİTİT' lere tabi olan bir prenslik olan ARZAVAL' lılar olduğu söylenmektedir. Hitit' lerden sonra Frigya Devletinin hakimiyetine geçmiş olmalı. Truva savaşından sonra M.Ö. X. yüzyılda Hitit imparatorluğunu ortadan kaldıran Frigya'lılara ait eski eser kalıntılarının hemen hemen büyük bir kısmı Döğer ve çevresinde bulunmaktadır.
Medeniyetleri ile ün salmış ETİ Türklerinin de durağı olan Döğer ve çevresinde M.Ö. 1180-1190 yıllarında Frig'leri görüyoruz. Beyliklerinden birisini Döğer, Hayranveli ve Ayzin bölgesinde kurmuşlardır. Bu beylikler ise Tanrısal MİDON tarafından kurulmuş olmalıdır.
Anadolu'ya göç eden Oğuzlar, step kavimlerinden olduğu için kendilerine yaşadıkları yerlere benzer bölgeler ayırdılar. Bu şartları da en çok Anadolu'da bulunduklarından ilk önce Anadolu'nun ovalık kısımlarına yerleştiler. Dağlık bölgeleri ihmal ettiler. Bilhassa Kızılırmak-Kütahya arasındaki geniş ovalar en çok yerleştiği bölgeydi. Buralarda yerleşen Türkmenler yerli halktan fazlalaşınca etrafa sızmaya başladılar. İlk olarak Batı Anadolu'ya, sonraları kuzey ve güney sıra dağları aşarak kıyılara ulaştılar. Böylece bütün Anadolu'ya yayıldılar.
Bizim Döğer ve çevresine Türklerden Karluklar, Çiğiller, Çalaşlar ve Uygurlar aymakları da gelmişlerdir. Yörük olanları yaylada, reçber olanları da toprak tutup ovalarda kalmışlardır. Esasen Türkmen Döğer ve çevre köy sakinlerinin teşkil ettiği nüfus, şimdiki mevcut köyleri meydana getirmiştir.
Döğer, tarihi gerçeklerin ışığında biraz daha aydınlanınca burasının taşı, toprağı, suyu ve havasıyla insanının naslı kaynaşarak ezelden ebede yaşadığını ve yaşayacağını öğreneceğiz..
Emre Sultan Köyü'nün Yakılması:
Verilen bilgilere göre hadise Hicri:1196 Miladi:1781 yılında vuku bulmuştur.
Afyon'da mutasarrıflık yapan Beki Paşa adında zalim bir adam memleket mutegallibeleriyle birleşerek masum vatandaşlara hayli zulüm yapmıştır. Döğdürmüş, öldürmüş, bu arada Emre Sultan köyü'nden önce on bir kişiyi Kızıl başlık, gizli ayin ve şekavetle suçlandırarak öldürüp başlarını İstanbul'a yollamış, bu faciaya dayanamayıp karşı geldiği sanılan halkı çoluk çocuğu ile Emre Sultan Tekkesine kapayarak yaktırmış, mallarını gaspetmiştir.
Bekir Paşanın zalimliğini özellikle belirtmekte ve bu yüzden Tekirdağı'na sürülmüş olduğunu belirtmektedir.
Eski Emre Sultan Köyü'nün bulunduğu yere "Gelin Yudan" adı verilen bataklığın yanından geçerek gidilmektedir. Şimdi baraj olan bu eski bataklığın adı halk arasında yaşayan -adına uygun- bir hikayesi de vardır.
Gelin Yudan Vak'ası:
Bu isim üstüne bir hikaye anlatılır, sonra da türküsünü söylerler. Biz bildik bileli hep böyle devam eder durur.
Herkesçe bilinen Kızılırmak Türküsü, köprüden geçerken, köprünün yıkılması üzerine suların alıp götürdüğü gelin alayına yıkılmıştır. Olay benzersiz sanılır Derlediğimiz gelin Ümmü Türkü-ağıt Kızılırmak türküsünden çok ayrı bir deyiş özellik taşıyor. Bağlama ile dinlediğimiz bestesi de güftesi de göz yaşartan, insanın içini burkan, gelin Ümmü türküsü şu olay üstüne yakılmıştır:
Afyonkarahisar'ın kuzeyinde Liyen(Üçlerkayası) ve Döğer köyleri arasında "Emre gölü" denilen, bakıldığında kapkara görünen bir göl vardır. Anadolu'da düğün adetleri malum kız alıp verme iki köy arasında ise daha şenlikli olur. Emre gölünün çevresindeki köylerin birinden atlar ve seymanlar koruyuculuğunda bir gelin götürülmektedir. yürekler coşkun gözler ışıklı ve atlar eşkindir. Yol gide gide bir kayalığa yaklaşır. Gürültülü kervandan kuşkulanan "koca kuşlar" hep birden kanat çırpıp havalanıyorlar. Burunlarının üstündeki çığlıktan ürken gelinin atı başını suya doğru çeviriyor. Seymanlar çabalıyor, uğraşıyorlarsa da at suyun ortasına gitmeyedevam ediyor. Atın arkasından koşanların ellerinde sadece gelinin yazması kalıyor.
Gelin Ümmü Türküsü:
Kaçındasın, gelin Ümmü kaçında?
Sarı altınlar delbiyor saçında.
Gelin Ümmü kaldı göller içinde;
Katil göller, nere koydun Ümmü'mü,
Ümmü'mü Ümmü'mü gelin Ümmü'mü?
Onsekizdir siyah saçın örgüsü,
Bu güzellik sana Hakk'ın vergisi
Suya düştü Ümmü kızın kendisi;
Katil göller, nere koydun Ümmü'mü,
Ümmü'mü Ümmü'mü gelin Ümmü'mü?
Davulcusu kaya dibi dolaşır,
Seymanları kuzu gibi meleşir,
Evlerine kara haber ulaşır,
Katil göller, nere koydun Ümmü'mü,
Ümmü'mü Ümmü'mü gelin Ümmü'mü?
Altın tası suya düşmüş dalabır,
Sorma saçlar su üstünde dolanır,
Şu gelinsiz gelen kervan banadır;
Katil göller, nere koydun Ümmü'mü,
Ümmü'mü Ümmü'mü gelin Ümmü'mü?
Akmaz iken kanlı sular harladı,
Gelin Ümmü başın kimler bağladı?
Gökte melek yerde insan ağladı;
Katil göller, nere koydun Ümmü'mü,
Ümmü'mü Ümmü'mü gelin Ümmü'mü?
Döğer'de Misafir Odaları, Fırın ve Çeşmeleri:
Misafir odaları derken bunu "Allah rızası için yapmak" olduğundan en ufak şüphemiz yoktur sanırım. Çünkü bilhassa köylerde bu gibi hizmetler hali vakti yerinde olan, aşı ekmeği bol olanların yanında bir de bu sevabı anlayan insanların düşünce ve inanışalarından ileri gelen sosyal hizmet etme faaliyetleri akla gelmektedir.
Günümüz modern şehirlerinde insanların tek başına yaşamak durumunda olduğunu hepimiz çok iyi biliriz. Yıllarca aynı apartmanın karşılıklı dairelerinde oturduğumuz kapı komşumuzu bile tanımıyoruz, köylerde yaşayanlar bu hayata imreniyorlar.
Misafir Odaları:
Misafir odaları, takriben 25 hektar meskün sahası olan bu kasaba da 24 adet yani kaba bir değerlendirme ile hektar başına bir adet düşmektedir. Erişme mesafesi her evden en fazla 75 metredir. Bu odaları, mahallede "Hali vakti yerinde olan biri" yaptırır ve ondan sonra buralar bütün mahallenin müşterek malı olur. Bakımı mahalleli tarafından yapılır.
Fırın ve Çeşmeler:
Bu tesislerden kasaba 7 adet vardır. Homojen olarak dağılmış olan bu gibi tesisler yine kabaca bir değerlendirme ile 3.5 hektara bir adet düşecek şekilde planlanıp geliştirilmektedir.Çeşme, fırın, çamaşırhanelerin sahibi Belediyedir. Belediye bunları kamu hizmeti adı altında yapmaktadır.
Turizm Yönüyle Döğer ve Çevresi:
Coğrafi özelliği nedeniyle Afyon, Kütahya ve Eskişehir illeri bitiminde bulunan Döğer kasabası, aynı zamanda YÜKSEK FRİGYA YERLEŞİM BÖLGESİ içinde bulunmaktadır.
Döğer, Firgya, Bizans ve Roma sanat verilerinin bulunduğu bir yer olmakla beraber Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin de harman olduğu bir yer olarak anılmaktadır.
Döğer çevresinde bulunan kültür, sanat ve turizm dalında mevcut eski eserlerin muhafazası çok zorlaşmış olup bu eserlerin korunması için milli park haline getirilmesiyle mümkün olacağı teklifidir. Bölgedeki eserlerin sıralaması yöresel adlarıyla birlikte ele alındığında çok büyük değer ifade edecektir.
Bugün görülmektedir ki, Frig uygarlığı anıtları, define avcılarının ve mahalline açılan taş ocaklarında çalışan insanların insafına bırakıldığıdır. Her yıl bu eski eserlerin antikacıların gezi sonrasında ya patlatıldığına ya da kırıldığına tanık olunmaktadır.
Döğer ve çevresindeki eski eserlere baktığımızda yukarıda arz edilen sebeplerle tahrip edildiği yetkililerce görülmekte ve fakat hiçbir tedbir alınmamakta olduğu gerçeği ortadadır.
Şimdi Döğer ve çevresindeki köy ve kentlerde bulunan tarihi eserlerimiz bir bir tanıtmağa başlıyacağız. Dünden bugüne kalan tarih belgeselidir bunlar:
Döğer Kervansarayı(Osmanlı Eseri):
Osmanlı en uzun ve eski ticaret imkanı ile beraber ticaret yollarına da sahipti. Bu nedenle Anadolu'nun her yerine giden ticari yolların kavşaklarında konaklama yerleri yapılmıştır. XII. yüz yılın yarısında Kervansaray denen bu tesislerde seyyah, yolcu ve tacirlerin istirahatı, huzur ve emniyeti sağlanıyordu.
Kervansaraylar devletin yönettiği en büyük tesislerden birisidir. Kervansaraylar yazlık ve kışlık ahırı, mescidi, hamamı, terzisi, kunduracısı, çeşitli ihtiyaç maddeleri bulunduran esnafı olurdu.
Konuya bu bakımdan önem verdiğimiz Döğer Kervansarayı'nı tanıtmaya çalışacağız:
Afyon, Kütahya, Eskişehir illerinin sınır boncuğu olan Döğer kasabasında bulunan Kervansaray (Han) iki katlı olup bitişiğinde tek katlı "develik" olmak üzere iki bölümdür. Develik baştan başa kemerlidir. İki katı bulunan han ise bölüm bölümdür. Sofa altı fil ayakları üzerine tonoz kemerlidir. Sıra sıra ocaklar olup barınaktır. Üst kattaki odalardan kenarlardaki iki oda kubbeli, diğerleri ise sofa tonoz kemerle örtülüdür.
Döğer kasabasındaki bu kervansaray, ne Selçuk ne de Germiyanoğulları kervansaraylarına benzeyen tipte değildir. Hanın arka tarafı depremden yıkılarak sofası açılmışsa da yakın bir zaman evvel imar ve ihya edilmiş, restorasyondan geçerek eski haline uygun olmasa bile yıkılmaktan kurtarılmıştır. Her iki kısmın kapıları üzerinde herhangi bir yazıt yoktur. Mimari tarzı yönünden Osmanlı Sanat eseri olduğu kolayca kestirilebilirsede ne zaman yapıldığı bilinmiyor.
Elimizde tek bir belge vardır. Buna göre:
"Döğer karyesinde vaki Murad Han bina eylediği Han, Mescit ve mektebi şerifi Evkafına imam mütevelli ve muallim olan Mehmed Efendi'nin Hüsn-ü rızasıyla Taktakizade Osman Efendi'ye terkinden tevcih "beratı!..."
Bu kayıttan II.Sultan Murad Han'ın Karamanoğulları üzerine sefere çıktığında Kervansaray'dan başka mescid, mektep yaptırmış olur. Mescid yenilenmiş, köy camii olmuştur. Okuldan eser kalmamıştır. Yalnız beratte kaydedilmeyen küçük bir hamam da vardır. Terkedilmiş ve harap olduğu için kaldırıldığı söylenmektedir.
II.Sultan Murad Han, Karamanoğulları üzerinden sefere çıktığında Kütahya'dan Karahisar'a gelirken Döğer'de konaklamış yolun değeri göz önüne alınarak buraya bir kervansaray yapılmasını emretmiştir. Yaklaşık olarak Han'ın yapılışı M.1434,H.837'dir.Döğer'de tek Osmanlı eseridir.
Aslankaya:
Aslankaya anıtı kabartmalı ve süslemeli anıtkayadır. Aynı zamanda açık hava tapınağıdır. M.Ö.VI.yüzyıl yapıtıdır. Anıtın ön yanında, kabartma olarak, bir tapınak ön yüzü işlenmiştir. Kabartmanın üçgen alınlık bölümünde, karşılıklı duran iki sfenk canlandırılmıştır. Alt bölümde ortada, Anadolu'nun Ana Tanrıçası(en bilinen adıyla Kybele), onun iki yanında, tanrıçasının kutsal hayvanları olan birer aslan vardır. Aslanlar şaha kalkmış görünüştedir. Üçgen alınlığın alt kenarında hayli silinmiş durumda bir Fhrygyia yazısı bulunmaktadır. Anıtkaya' nın yukarıya doğru incelen ve uzayan yüzlerinden kuzeye bakanında, yine şaha kalkmış pek büyük bir aslan kabartması işlenmiştir.
Aslankaya halen Döğer kasabasının 5 km. doğusunda Emregöl barajının batı güneyinde bulunmaktadır.
Kapıkaya:
Döğer kasabası yakınlarında iki tane kapıkaya vardır. Birinci Kapıkaya Döğer kasabası hudutları içinde Üçler kayası köyüne giderken kağnı yolunun sağındadır.Kayalık bir arazi içinde bulunan ve tek bir kayanın doğu kesimi ve yanları kesilmiş bir tarafı düz ve üçgen çatılı bir ev benzemesi olarak yapılmıştır.
Kaya üzerinde bir çerçeve oyulmuş, içine de kabartma olarak (Kybele) tanrıça işlenmiştir. Kapıkaya' nın dip devamı olan kaya ve kabartma Kybele önünde kayadan yapılma dört ayak merdiveni vardır. Kybele tapınağı olan bu anıtın kürsü olduğu anlaşılmaktadır. Kapıkaya M.Ö.660 yıllarında yapılmıştır.
Döğer'de Doğal Ve Kültürel Varlıklar:
Bir Arkeoloğumuz Döğer' den şöyle söz eder:
Döğer, yaklaşık 40 km. uzunluktaki jeolojik yapı olarak fay özellikteki özel oluşum kavşağının ilimiz sınırları içinde kalan kuzey ucunu oluşturan bir bölgedir.
Yurdumuzun en çok turist çeken noktası bulunan Ürgüp ve Göreme bölgelerindeki peri bacalarından Döğer bölgemizde de yoğun bir şekilde bulunmaktadır.
Döğer'in tarihi kalıntılarla iç içe yaşadığı halde üç ilimiz bitim noktasında olduğundan mı nedir tanıntımını bir türlü başaramamıştır. Bu doğal ve kültürel varlıklarını arada sırada yerli yabancı kimselerin ilgisini çekmek için Afyon Müze ve Turizm Müdürlüklerinin günü birlik turlar sayesinde tanıtmaya çalıştıkları inkar edilemez. Hele müze müdürlüğünce yapılan il içi ve dışı dia destekli seri kaonferanslarla yapılan tanıtıma sadece Döğer' li olarak müteşekkiriz. Ancak; Bu bölgenin tanıtımı, resmi ve özel kuruluşların işbirliği ile sürdürülmesi gerktiğine inanıyoruz.
Sözü uzatmadan Döğer ve çevresinde bulunan doğal ve kültürel varlıklarımızdan halen ayakta bulunan kayalıklarımızdan bahsedeceğiz.
Bu kayalıklar üzerinde Afyon müze müdürlüğünün çalışması sonunda Döğer bölgesinde 12 adet kayalık sit alanı ile 1 kervansaray ve 2 türbe (Çakırlar ve Emre Tekke) olan kültürel varlık olmak üzere 15 adet eser Konya kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulu'nun 12.02.1998 gün ve 65 sayılı kararı ile tescil edildiği öğrenilmiştir.
Döğer'deki doğal ve kültürel varlıklarımız olan kayalıkların arkeolojik olarak tanıtımını yine sayın Arkeolog Ahmet ILASLI' nın kalemine bırakıyoruz.
Asar Kayalığı ve İnleri:
Döğer'in yaklaşık 2.5 km. kadar doğusunda olup Eski Döğer kayalığının kuzeyinde dere yatağı uzantısında ve Eski Döğer'den 500 m. kadar doğuda yamaçla çıkılan bir tepe üzerinde sarp bir kayalıktır. Doğu-batı doğrultulu kayanın güney yönündeki alt odalardan girilerek birbirine bağlantılı üst kat odalara çıkılmaktadır. Odalar basit olup kayalığın bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Batı yönündeki çıkışta roma dönemine ait tekne mezar görülmektedir. Çevrede çok sayıda kayalık parçaları dağınık olarak durmaktadır. Bunlardan güney ve güney-doğu kesiminde olanlardan bazıları işlenmiştir. İki adet havatapınağı nitelikli niş-mihraplı ve basamaklı, iki adet sunak veya kurban kesim yeri, bir adet sarnıç veya oda nitelikli olmak üzere işlenmiş kaya parçaları vardır.
Eski Döğer Kayalıkları:
Döğer'in yaklaşık 2 km. kadar doğusundadır. Yaklaşık doğu-batı doğrultusunda uzanan dikey konumlu tüf kayalıklarla çevrelenmiş ortası adi tüflü tepe görünümlü bir kayalık alanıdır. Kayalık alanın iç bölümleri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Bu nedenle kayaların iç yüzeyleri düzeltilmiş ocak ve niş oyukları açılmıştır. Bu kayalıklardan yararlanarak odalar, barınaklar yapılmıştır. Ahşap özellikli olan sadece kaya duvarlar kalmıştır. Kayalardan biri basamaklarla çıkılan sunak niteliklidir. Bu kayalığın karşısında bulunan küçük bir kayaya oda olarak oyulmuş, bunun daha sonraları hamam olarak kullanıldığı söylenmektedir. Bu odanın dış kesiminde yapı temelleri görülmektedir.
Memeç Kayalığı ve İnleri:
Döğer'in yaklaşık 4 km. güney-doğusunda Emregölü üzerinde büyük bir kayalık olup güney yüzeyi sarp, öbür tarafları ise kısmen toprak düzeyindedir. Sarp güney yüzeyinde Bizans döneminde kilise, mezar odaları ve barınaklar açılmıştır. Bunlardan en önemlisi, orta kesimlerdeki kilise ve ön boşluğudur. Ön boşlukta kayaya oyulmuş kemerli üç apsis nişler vardır. Burası Şapel (?) olabilir. Kayalığın üst ve ön kesimleri kırılmış ve parçalanmıştır. Kilisenin iç bölümüde oldukça parçalanmışsa da apsis üç kemerli kirişle ayrıldığı kalan üst parçalarda anlaşılmaktadır. Apsis bölümünde papaz yeri olduğu anlaşılan ve ayakları kırık dört kemerli bir yere ait üst kubbecik kalmıştır. Diğer barınak ve mezar odaları basit yapılıdır. Kayalığın üst yüzeyi ise M.Ö. 1.bine ait kaya koltuk, sunak su havuzcuları (çanaklar) ile doludur. Kayalığın sol yanında küçük bir tepecik içi oyulmuş ve barınak olarak kullanılmıştır. Bu tepeciğin eteğinde temel kalıntıları ve çanak çömlek parçaları vardır. Bizans dönemine ait oldukları sanılmaktadır.
Kırk Merdiven Kayalığı:
Gölün güney-doğu ucunda Emre tekkesinin bulunduğu tepeciğin batı eteğine yakın olan küçük bir kayalıktır. Batısı ve kuzeyi sarp olup göl kıyısıdır. Kayalık aşağı ve yukarı olmak üzre iki bölümdür. Yukarıda birbiriyle bağlantılı olduğu sanılan barınakodalar daha çoğunluktadır. Odalar altlı üstlü olup kayanın batı kesimi yıkıldığından kesin biçimleri belli değildir. Yalnız yan duvarda koltuk yerleri belirgindir. Burasının büyük bir salon olduğu ve toplantı yeri olduğu sanılmaktadır. Salonun kuzeyindeki bitişik odadan aşağı bölüme inen kayaya oyulmuş basamaklar vardır. Kayalığın güney-batı ucunda bir kaya parçası daha vardır ve yukarısına bir odacık yapılmıştır.
Urunkuş Kayalığı ve İnleri:
Doğu-batı doğrultulu dağın orta kesiminde, ovaya doğru kuzey doğrultuda dil biçiminde doğal bir kayalıktır. Kuzeye doğru uzandıkça yükselmekte ve sarplaşmaktadır. Kayalığın üst yüzeyi ile ön ve arka yan kesimleri (Güney bölüm) M.Ö.1. binde Hitit veya Frigler tarafından yerleşim yeri veya kutsal alan olarak kullanıldığının belirtileri olan kaya koltukları kaklıklar (su havuzcukları) sunakları ile yapı temellerine ait izler bulunmaktadır. Kayalığın orta üst kesimlerinde bir sunak ile alt yan kesiminde iki niş vardır. Her ikisinin de Frig'lere ait olduğu söylenebilirse de nişlerin daha sonra Bizans dönemine ait oda barınaklar gibi yapılmak üzere başlanılan giriş yerleri olmasıda düşünülebilir. Kayalığın Friglerden sonra Bizanslılar tarafından yerleşim yeri ve kutsal alan olarak kullandıkları görülmektedir. Yan yana ve üst üste odalar barınaklar oyulmuştur. Bunlardan biri, kilise olarak kullanılmış ve girişin karşı duvarına basit büyük bir apsis oyulmuştur. İçinde haç kabartmaları vardır. Kayalığın arka kesiminde kaya aralığına yapılmış yukarıya çıkan basamaklı bir çıkış vardır. Kayalığın arka kesiminde kaya aralığına yapılmış yukarıya çıkan basamaklı bir çıkış vardır. Orta yükseklikte isedsol (güney) yanda oyulan bir niş üstüne büyük bir haç kabrtması yapılmıştır. Yine sol yanda küçük bir girişi olan üçgen tavanlı bir oda (tapınak) oyulmuş olup karşı güney duvarına ise iç içe iki niş yapılmıştır. Ayrıca (doğu) arka yamaçta çok az da olsa Bizans Çanak Çömlek parçacıkları görülmüş olup bu kesimin yerleşim yeri olabileceği de düşünülmektedir.
DÖĞER BELEDİYESİ