YALNIZIM DOSTLARIM; YALNIZIM YALNIZ
“Yalnızım dostlarım; yalnızım, yalnız.”
Ben yalnızım, kalem yalnız; kâğıtta beyazlık, sokakta saçmalık ve karanlıkta ihanet, korkaklığımda esaret, göğsümde cesaret ve bedenimde emanet yalnız.
Sana dair ne varsa alnımın yazısı, yaşandıkça yalnız. Çek git hayatımdan.. Baba ocağından koptuğundan beridir gözünün yaşı, damarının kanı durmayan kaderi, bir paçavra halinde ümmet-i Muhammed’in yüzüne fırlatılmış namusu ve unutulmuş yüzüyle ve feryadıyla ve bir tutam Osmanlı yüreğiyle Irak yalnız.
Özüme bir, sözüme bir ve kaderime, menzilime, sazıma ve şiirime bir; anayurdu, atasözü, töresi ve Türkçesi bir; ama işgal edilen 13.210 km2 toprağı, işgal sırasında şehit edilen 20.000 yiğidi ve Hocalı’da katledilen 631 masumu ve 49.000 gazisi ayrı gayrı olan Azerbaycan yalnız.
Nizam-ı Âlem deyi gurbet ele düştüğümden beri nükleer kobay Doğu Türkistan ve toprağına bir fiyat biçtiğinden beri çakıl taşını savaşına katık eden Filistin yalnız.
Ben yalnızım. Çek git haritamdan..
Kırmızı Başlıklı Kız masalından bu yana nükleer tesirli tamahkârlığını, babaanne şefkati maskeleriyle tarihe zulalamış ve bunu Çanakkale’de, Afganistan’da ve Irak’ta gelenekselleştirmiş Batı’nın yeni kostümü – çağdaş uygarlık ve insan hakları – siluetiyle büyülenmiş, gaflet girdabına düşmüş aydın(!) ve aydınların kafalarında bilinçlenememiş, tarihi bir şuurla filizlenememiş fikir ve milli bir gövde oluşturamamış ülkü yalnız.
Stadyumlarda rakip takıma, siyasi arenada diğer partiye ve kahvede taş çalana dibine kadar sıkılan; gel gelelim Irak’ta eşi görülmemiş katliam için Amerika’ya, Karabağ’da Ermenistan’a, Doğu Türkistan’da Çin’e, Keşmir’de Hindistan’a ve Filistin’de İsrail’e ve canımızdan, malımızdan aziz bildiğimiz Peygamberimize dil uzatılırken Danimarka’ya suskun kalan, yüzü kızaran, demokratik teamüllerini kullanan ve medeni söz kılıfına bürünen küfür yalnız.
Çek git lügatimden..
Sultan II. Abdülhamit’in o en zor günlerde Yahudilere Filistin’i nasıl satmadığını dinleye dinleye büyüyüp de anlata anlata iktidara gelenlerin, bugün “Paranın dini imanı olmaz” vizyonu ışığında hümanistleşip yabancılara en çok arazi satarak ve arazi karşılığı mayın temizletme çılgınlığıyla dünya gayrimenkul anlayışına baş döndürücü bir ivme kazandırarak nasıl birer emlak bürosuna dönüştüğünü kızara bozara yazacak tarih ve belki öldüğünde gömülecek bir vatan toprağı dahi kendine bulamayacak olan beden ve huzur-u mahşerde bunun hesabını elbette Yaradan’a ve ecdadına verecek olan insanoğlu yalnız.
Çek git vatanımdan..
“İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin /
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için” şuuruyla(!) en güzel kılıflar içinde en yüksek yerlere asılan kitabım; her şeyhin, efendinin ve ilahiyatçının ve cemaatin sosyal, siyasal ve ekonomik stratejileri noktasında başkalaşmış, ritim değiştirmiş ve özel enstitülerde psikolojik tedavi sürecinden geçirilmiş imanım yalnız.
“Ne mutlu o gariplere!”
Hz. Peygamber’in müjdesiyle coşup lüks ciplere binen, en pahalı yalılarda otururken trilyonlara varan dekorasyonları da ihmal etmeyen; Karunî doymazlıktan ve hırstan yalnız Ramazan ayında verdiği yüzde doksan dokuz reklam amaçlı bir günlük iftar çadırı jestiyle ayrılan ümmetin aç, çıplak, dul, yetim ve işsiz komşusu yalnız.
Çek git vicdanımdan..
“Yalnızım dostlarım; yalnızım, yalnız.” Ben yalnızım, her şey yalnız. Sofrada lokmam, ocakta neşem ve ocağın başındaki köşem ve ne olduğunu anlayamayan ninem; kaldı ki ne desem yalnız.
Düşlerinden kapı dışarı edilmiş bir suratsız gibi bilenerek ve yaşadığınız her hayat için bir tehdit oluşturarak ovuşturduğum sancım; tarih boyu akıtmaktan korkmadığım ve utanmadığım kanım ve binlerce yıl göğsümde taşıdığım şanım yalnız.
Öylesine yalnızım ben; Ölesiye yalnızım ben. Ben öldüresiye yalnızım dostlar. Giden gitsin ahımdan.. |