BEN ORTAK SIKINTIYIM BENİ BAĞIR…
Sorunlar kendisi dile gelmemeli. Sorunlar dile gelmeden önce ön görülerek dile getirilmeli ki, sorunlar sıkıntıya sebebiyet vermeden bertaraf edilebilsin. Saygıdeğer belediyemizin kalbini oluşturan karar alma organı olan değerli meclis üyelerimizden kaç kişi kasabamızın kalbine şifa olacak program, proje planlayıp hayata geçirilmesini talep etmiştir. Düşünmeye değer değil mi bu konu.
Sadece öngörülerle hareket edilemez belki, ama siz öngörüsüz hareket ettiğiniz zaman da güzide kasabamızın bütün problemlerine karşı savunmasız kalırsınız. Problemlere savunmasız yakalanınca sonuçlarının çok dramatik olacağının unutulmamasının altının önemle çizilmesi gerekir. Örnek vermek gerekirse eğer işsizlik dolayısı ile kasabadan göç edenlerin ilçede yarattığı boşluk ve kentlerde çektikleri sıkıntılar sorun olarak kabul edilecek potansiyelde bir vicdan harabiyeti yarattığı yetmez mi?
Sorunlar çözülünce, sorunu çözen kişiye artı olarak yazılırken, çözülemeyen sorunlar nedense “ülkenin gerçekleri”, “ülkenin sorunları” oluveriyor. Değerli yönetici mümtaz şahsiyetler de böylece meseleden herhangi olumsuz bir etkiye uğramadan düzlüğe çıkıveriyor. Sıkıntılarımızı birebir dile getirdiğimiz zaman cümleye şöyle başlıyorlar: “ Sizi çok iyi anlıyorum, ama…………..” diye devam eden üslup da kafiyeli, manada içeriksiz yazı dizisi oluyor. Biz de diyoruz ki; bizi anlama kardeşim. Bizim dertlerimize merhem olmayacaksan bizi anlama…
Biz yazılarımızı boşluğa yazmıyoruz. Kasabamızın bütün değerli vatandaşlarının çok önemli olan geleceği için kasaba sakinlerimizin hepsine yazıyoruz. Yazılarımıza birçok değerlendirme mailleri geliyor. Görüşlerimize katılanı katılmayanı, beğeneni beğenmeyeni ile herkesin kabul ettiği asıl ve tek gerçek ise yazılarımızın tek amacı Kamu Yararının asal eksende tutulmasını sağlamaktır. Zaten bizim de maksadımız bundan ibarettir. Kamu Yararı’nın asal eksende tutulmasını sağlamak…
MİT Müsteşarı ve emekli büyükelçi Sayın Sönmez Köksal katıldığı bir programda şöyle konuştu: “Eğer ülkemizin tam teşekküllü sürdürülebilir bir kalkınma programına geçmesini istiyorsak, ki bunu herkes istiyor. Daha donanımlı bir yerel yönetim sağlanmalı. Kariyerlerinde bir yerlere gelmiş olan akademisyenlerimiz ve devlet adamlarımız lütfen doğdukları kente geri dönsünler. Doğdukları kasabaları ve kentleri kalkındıracak icraatlara imza atsınlar ki göç dalgasının ve bozulan ekonomik yapının önüne geçilebilsin. Bunun en iyi örneğini Fransa’da görebilirsiniz.”
Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz sohbette bu birikimini köşemizde yazacağımızı kendilerine ifade ettiğimizde, bu durumdan çok memnun olacaklarını da sözlerine ekledi. |