Bugun...
BELA GELİYORUM DEMEZ


Filiz BAHÇIVAN YAZIYOR...
111
 
 
Siz istediğiniz kadar kanunlara saygılı, sakin bir hayat isteyin!
İstediğiniz kadar beladan uzak durun! Geldi mi gelir meret. Ne yapacağınızı şaşırırsınız bazen. En ufak bir hata sizi belaya bulaştırabilir. 
 
 Ya da beş para etmez biri çıkar karşınıza ve bir şekilde başınızı belaya sokar ve gider. Onlar ki varlığı zulüm, belası ölümdür. 
Diyeceksiniz ki yukarıda Allah var, aşağıda kanun, devlet. Olmadı öldürürüm. 
Allah kaderi yazar, kanun cezasını verir size olan olur yine de: ta ki "Olmadı öldürürüm"e kadar. Ve çoğu zaman "Olmadı öldürürüm" son çıkış yolu olur. 
Örneği mi, öyle çok ki. Onlardan bir kaçını sizler için derledim. 
 
Arif  Karakollu. Evlat katili. 
Hangi baba öz evladını bile isteye öldürebilir ki? Bana sorarsanız hiç bir baba böyle bir şeyi gerçekleştiremez. Buna yüreği el vermez zaten. Ama üstte belirttiğim gibi bazen öyle anlar yaşanır ki, hayat sana o tetiği bir şekilde çektirir. 
Arif  Karakkollu'nun hikayesi'de böyle başlıyor. 
Baba Arif Karakollu, oğlunun psikolojik sorunları olduğunu, daha önce annesine, kız kardeşine ve kendisine de defalarca şiddet uyguladığını, oğlu tarafından darp edildiğini anlatıyor. 
Baba oğul arasında yaşanan bu kavgaların ardından ailenin diğer fertleri evi terk ederken, baba oğlu ile yaşamaya devam eder.  
Ve bir gece olan oluyor. Oğul babasının odasına girerek onu darp ediyor ve çok daha kötü bir şey oluyor. Oğul babasına cinsel istismarda bulunmaya kalkıyor. Kendini korumaya çalışan baba, eline geçirdiği tüfeğini oğluna doğrultuyor. Ve göğsünden vurarak öldürüyor. 
Sonuç! Baş köşeye oturtulup, hürmet, hizmet edilmesi gereken bir yaşta, vicdan azabıyla yüreği paramparça bir şekilde hayatının geri kalanını bir ceza evinde geçirecek olan bir baba. 
Ve kendi çamuruna babasını bulaştırarak babası tarafından öldürülen bir evlat. 
 
Kadir Şeker, 20 yaşında. Konya'da üniversite sınavlarına hazırlanıyor, tıp okumak istiyor. O gün, yolda yürürken bahçede bir kadının bir erkekten dayak yediğini görüyor. Vicdanın sesini sesini dinleyip müdahele ediyor. Adam kadını bırakıp gence saldırıyor. Üstelik genç gitmek istediğin de peşinden gidip tekme tokat saldırınca boğuşma çıkıyor. Kadir, kendini korumak için yanında taşıdığı çakıyı çıkarıyor, boğuşma sırasında adam yaralanıyor ve ölüyor! 
Sonuç! Yok yere hayatları kararan iki insan. 
 
Burak, 23 yaşında. Geleceğe umutla bakan bir gençti. 

Ailesinin maddi manevi tüm yükünü tek başına sırtlamış olması bile, yaşama sevincini gölgeleyememiş, neşesinden hiç bir şey kaybettirmemişti.

Dolu, dolu geçirdiği hafta sonu tatilinin ardından, haftanın ilk iş gününe İçinde anlam veremediği tarifsiz bir sıkıntıyla uyandı.
Hayır olsun dedi kendi kendine. Sonra yavaşça yatağından kalktı. Kendini topladı ve iş yerine doğru yola koyuldu.
İçindeki sıkıntı gün boyu devam etsede, nihayet akşam olmuş ve güle oynaya evine gitmişti.

Annesinin yaptığı yemeklerden ayak üstü bir şeyler atıştırdı. Üzerini değiştirdi ve içindeki sıkıntı biraz azalır düşüncesi ile dışarıda onu bekleyen arkadaşlarının yanında aldı soluğu.

Arkadaş grubundaki gençler kendi aralarında hararetli bir şekilde konuşuyor, başka bir grupla yapılacak olan kavganın planını yapıyorlardı.

Burak arkadaşlarının neler konuştuğunu anlamaya çalıştığı sırada gençlerden bir tanesi Burak ın, yanına gelerek eline uzun namlulu bir silah tutuşturdu.

İnsanın basireti bağlanmaya görsün!

Burak o an dan itibaren basireti bağlanmış düşünemeyen, konuşamayan arkadaşları tarafından programlanmış bir robottan ibaretti. Artık arkadaşları ne yaparsa onlara ayak uyduruyor, söylenenleri harfiyen uyguluyordu.
Bu işin geri dönüşü yoktu. Çünkü Burak bir erkekti. Ve arkadaşlarını yarı yolda bırakmak delikanlılığa sığmazdı. Ölümse, yolun sonu bile bile ölüme gidecekti.
Malum. erkekliğin kanununu böyle yazmıştı zamanında densizin biri!

Basit bir sokak kavgası iki grubunda silahlarını kuşanıp gelmesi ile meydan savaşına dönmüştü adeta.
Herkes canını kurtarmak için bir tarafa koşuyor. Ardı ardında sıkılan silah seslerine, çocukların, kadınların çığlıkları eşlik ediyordu.

Burak, eline zorla tutuşturulan silahla ordan oraya koşturuyor canını kurtarmaya çalışıyordu. Tam da o sırada kolunda soğuk bir şey hissetti. Önce elinde sıkı sıkıya tuttuğu silahı düştü. Ardından kendi yere yığıldı.
Olduğu yerden yarı baygın bir şekilde etrafına bakındı. Her yer kan gölüne dönmüştü. Ve hemen yanı başında arkadaşının cansız bedeni duruyordu.

Herşey bir kabus gibiydi ve bir an evvel bu kabustan uyanmak istiyordu.
Bir süre sonra gözlerini açtığında başında bekleyen bir polisle kendini hastane odasında buldu. Artık o bir hükümlüydü ve tedavisi bittiğin de ceza evine nakledilecekti.

Sadece On beş dakika süren çatışmanın acı bilançosu. İki Ölü, beş yaralı, yirmi dört gözaltı. Ve evlerinin içine ateş düşen onlarca aile.

 

Yazımın başında belirttiğim gibi, ne yazık ki bela geliyorum demiyor. Tabii bu bizim, anısızın çıkıp gelen  belaya teslim olacağız anlamına gelmez. 

Bu gibi durumlarda bize düşen  biraz sabır, çokça dua ve  daha aklı selim davranarak belayı geri çevirecek iradeyi sağlam tutmak olur.  Bela'ya önce hoş geldin deyip, hemen ardından güle güle demeyi öğrenirsek her şey daha da kolay hale gelir. 

Hepimize beladan uzak bir ömür diliyorum.

Filiz Bahcıvan 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI